Kültür & Sanatkültür turizmiSağlık TurizmiTurizmTürkiye

Hayalim 25 milyon turistin geldiği, kişi başı Bin 500 Dolar döviz bıraktığı bir şehir

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’un yakın bir zamanda, artan değerleriyle, 20-25 milyonu aşan turistin geldiği, kişi başı Bin 500 Dolarlar’ın üstünde döviz bıraktığı bir kent olmasını arzu ediyorum. Bir an önce de gerçekleşmesi için kendimi mesul kabul ediyorum” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB); Antik Yunan ve Bizans’tan Osmanlı saray mutfağına, şehrin geleneksel yemeklerinden sonradan eklenen lezzetlere uzanan İstanbul’un mutfak tarihini kitap haline getirdi. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kurum iştiraki Kültür AŞ tarafından basılan, ‘Geçmişten Günümüze İstanbul Lezzetleri’ kitabını tanıttı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’a gelen turist sayısına ilişkin şu sözleri kaydetti:

”Geçmişten Günümüze İstanbul Lezzetleri” kitabını tanıtırken, “Gerçekten insanları burada konaklattırmak, ağırlamak ve de onları bu güzel mutfakla tanıştırmak istiyorum. İstanbul’un yakın bir zamanda, artan değerleriyle, 20-25 milyonu aşan turistin geldiği, kişi başı Bin 500 Dolarlar’ın üstünde döviz bıraktığı bir kent olmayı arzu ediyorum. Bir an önce de gerçekleşmesi için kendimi mesul kabul ediyorum.”

BİLGİ OLMADAN, DOĞRU BİR KARAR VERME ŞANSIMIZ YOK

18 yazı ve 12 söyleşiden oluşan 520 sayfalık kitap için düzenlenen toplantıda konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, İstanbul’u ‘dünyanın en kıymetli sofrası’ sözleriyle tanımladı. Gastronomi ve gastronomi turizminin dünyanın her yerinde yükselişte olduğunu vurgulayan İmamoğlu’nun konuşmasının satır başları şöyle:

”Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olamazsınız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunu düşünen kişiler ve kurumlar da ne yazık ki çoğu zaman kriz yaratırlar, sıkıntı yaratırlar. Bu tarafıyla bizim, bilgiye hürmet eden, onun karşısında saygıyla eğilen bir bakış açısına sahip bir yönetim olduğumuzu belirtmek isterim.

BU SOFRADA HERKES VAR

Burası dünyanın en kıymetli sofrası gibi. Ve bu sofrada kimler yok ki? Türkler, Rumlar, Yahudiler, Ermeniler, Süryaniler, Balkanlar’dan gelen yine farklı kökendeki insanlar. Örneğin; benim doğduğum şehir gibi Karadenizliler, doğu, güneydoğudan gelen Diyarbakırlılar, Bitlisliler, Urfalılar ya da Egeliler aynı şekilde muazzam bir sofra.

Unutmadan Kırım’dan, Kafkaslar’dan gelen yine çok kıymetli, Türkiye’nin güzel insanları. Dolayısıyla uzaktan, yakından herkesin değer kattığı böyle bir sofranın zenginliğini de iyi anlatmak lazım. Bu sofrada, Bizans ya da Osmanlı sarayının da izlerini bulabilirsiniz. Bugünün kültüründe sokaklarda kurulan o sokak lezzetlerini de yaşayabilirsiniz. Hepsi bir arada var. Tabii bu yaşama da yansıyor aslında. Yaşama yansıyor, insanlarına yansıyor, şiirlerine, yazılarına, edebiyata yansıyor.

GASTRONOMİ DÜNYADA YÜKSELİŞTE

Tariflerin ötesinde, işin felsefesini anlatan bir kitap karşıma geldi. Gastronomi ve gastronomi turizmi dünyanın her yerinde yükselişte. Bana göre, ‘Türkiye’nin ve İstanbul’un en pratik masaya koyacağı, en zengin, en üst seviyede hazır olduğu alan nedir’ derseniz, gerçekten insanları burada konaklattırmak, ağırlamak ve de onları bu güzel mutfakla tanıştırmak.

Türkiye’nin bu derin mutfağının, bu zengin tarihinin İstanbul açısından şu anda hak ettiği değerde olmadığını görüyorum. Ekonomik olarak, belki değerinin 10’da biri olduğunu düşünüyorum. Bu, aynı zamanda ülke insanının da gelirine yansıyor. Bu ülke insanının da hak ettiği geliri elde edemediğini görüyoruz. Zaten bu bir çarpan etkisi, bir domino taşı gibi… Yani süreci nasıl yönetirseniz, ucundaki, en uç taraftaki halkasını da aynı şekilde negatif veya pozitif aşağıya da yukarıya doğru itiyorsunuz.

Bu noktada ben gastronominin, turizmin, hizmet sektörünün, özenle titiz bir şekilde hazırlanan o sunum kültürünün Türkiye’yi çok büyük ekonomik kazanımlara da çıkaracağını biliyorum. Bu sadece ekonomik bir kazançla değil, aynı zamanda İstanbul’un bu derin kültürü, toplumsal yaşamının o derin izleri, uluslararası barışın, uluslararası ilişkinin, uluslararası ve evrensel düşüncenin de bir merkezi olmasını sağlar. O buluşma anlarının, o kutsallığı, o geçmişe dair ağırlığı, o güzelliği aslında dünyada nerede olmamız gerektiğini bize gösterir. Bu bizim kimliğimizdir aynı zamanda. Ben öyle düşünüyorum.

İSTANBUL, FARKLI KÜLTÜRLERİN BAŞLANGIÇ NOKTASI

İstanbul’un tarihsel anlamda çekim merkezi olmasının nedeni, farklı kültürlerin başlangıç noktası olması. Biz, burada 16 milyon insanımıza hizmet ederken, aynı zamanda iyi hizmetin Balkanlar’a da iyi geleceğini, Kafkaslara da iyi geleceğini, Ortadoğu’ya da iyi geleceğini, hatta Yakındoğu’ya da iyi geleceğini çok iyi hissedebiliyorum. ‘Yemekten bizi aldın nereye götürdün’ diye düşünebilirsiniz.

Ama sofra öyle değil midir? Sofraya oturursunuz, o güzel tatlar gelmeye başlar, mevzunun nereden başladığını bile unutursunuz, sizi götürdüğü yeri yaşadığınızda. O bakımdan bu şehrin lezzetlerinden de kendine sorumluluk biçecek, mesuliyetini arttırmayı bilecek derinlikte bu şehre bakan, sorumlu bir belediye başkanıyım. Onun için, yemeği bile bu kadar ciddiye alıyorum.

İÇİNDE SARAY DA VAR SOKAK DA

İBB Yayınları’ndan çıkan 250 sayfalık ‘Geçmişten Günümüze İstanbul Lezzetleri’ kitabı, Antik Yunan ve Bizans’tan Osmanlı saray mutfağına, şehrin geleneksel yemeklerinden sonradan eklenen lezzetlere uzanan yazı ve söyleşileriyle hem

İstanbul’un mutfak tarihini ele alıyor hem de bu şehrin kucaklayarak benimsediği farklı coğrafyaların mutfaklarını, alanlarının uzmanlarından aktarıyor. Toplam 18 yazı ve 12 söyleşiden oluşan eser, özel çekilmiş fotoğrafları ve arşivden derlenen zengin görselleriyle de dikkat çekiyor.

Kaynak
Türizm Aktüel

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı